top of page

Dil Tutulması

  • tolgabar7
  • 12 Nis
  • 3 dakikada okunur

“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Mustafa Kemal ATATÜRK







Hiç düşündünüz mü; neden resmî bir yazı dilimiz var? Dilekçede, iç yazışmada ya da herhangi bir belgede kişileri doğru yazmaya sevk eden motivasyon nedir?

Hiçbir toplum, yazdığı gibi konuşmaz; konuştuğu gibi de yazmaz. Her dilin kendine has bir yazım ve söyleyiş kuralı vardır.

Doğru yazamamaktan çekinir misiniz?

O an için orada olmasak da bizi temsil eden şey, geride bıraktığımız yazılı kayıtlardır. Özensiz, dikkatsiz veya yetersiz görünmek istemeyiz. Yazılarımız ses tonundan, mimik ve jestlerimizden yoksundur; bu nedenle alaycı, soğuk ya da sert algılanmaktan kaçınırız. Elbette bir yazım hatası, olası performans görüşmelerindeki etkimizi de azaltabilir. İşin içine "kalıcılık" etkenini de eklediğimizde süreç artık nettir.

Peki, neye göre yazıyoruz?

İlk kapsamlı yazım kılavuzumuz 1940-1941 yıllarında yayımlandı. O günden önce Harf Devrimi uygulamalarının toplumda yer etmesi gerekiyordu. Gerekli çalışmalar tamamlandıktan sonra artık bir kılavuz sahibi olmamız şarttı. Toplasanız henüz 90 yıl bile etmiyor. Neredeyse bir insan ömrü kadar kısa bir sürede dil, varlığını yazıyla korumaya çalıştı ve hâlâ çalışıyor.

Yazım kuralı olan her dilin, bir söyleyiş kuralı da vardır.


Ancak biz yazıdaki çekincemizi, konuşurken göstermeyiz. "Böyle konuştuğumda nasılsa herkes anlıyor" der. Geçeriz. Bir düşünün bakalım. Neden? Türkçenin yazım kurallarını öğrendik; peki ya konuşma kuralları? O yok mu?

Yazının başında da belirttiğim gibi; konuşmak başka, yazmak başka bir iştir. Bu nedenle dilin edebî yönü kadar hitabet yönü de önemlidir. Yazıdaki netlik, konuşmada da karşılığını bulmalıdır. Örneğin "ğ" bizde bir "ses" değildir; ancak öyle algılanır. Peki, gerçekte nedir?

"Ğ", Türkçenin fonetik işaretidir.  Bulunduğu sözcükte mutlaka bir değişim meydana getirir:

  • Bazen "y" ünsüzüne dönüşür.

  • Bazen kendinden önceki ünlü harfi yarım ses uzatır.

  • Bazen iki ünlüyü kaynaştırır.

Ayrıntılarını Diksiyon Hakkında Her Şey kitabımda bulabileceğiniz bu kurallar, konuşmanın temel unsurlarıdır. Özetle; yazım kurallarımız olduğu gibi konuşma kurallarımız da mevcuttur.

Bu kurallar, toplum içindeki iletişim birliğini sağlar. Farklı köylerde yaşayan ve o köyün yöresel ağzını benimsemiş çocukları düşünelim. Okula gidecekler ancak köylerinde okul yok; kasabadaki okulda eğitim almaları gerekiyor. Tam bu noktada kritik bir soru sormamız gerekir: Öğretmen, bu çocuklarla hangi köyün yöresel ağzına göre konuşacak?

Kararı köylerin nüfusuna göre mi verecek yoksa sınıf içinde bir oylama mı yapacak? Diyelim ki anket yaptı ve bir köy çoğunluğu kazandı; peki o köyden olmayan diğer çocuklar öğretmeni nasıl anlayacak? Anlatılanları nasıl öğrenecek?

Başka bir örnek verelim: Köyün yetişkinleri, devlet makamında bir birime dertlerini veya taleplerini anlatmak için ilçeye gittiler. Kapıdan girdiklerinde her birinin yöresel ağzı farklı olacaktır. Memura bölgedeki tüm ağızlar için ayrı ayrı eğitim mi vereceğiz? Devletin, vatandaşın talebini anlamak için böyle bir uğraş içine girmesi mümkün müdür?

Demek ki her iki örnekte de ortak bir dil yapısı ve ortak bir konuşma biçimi gereklidir. İşte buna "İstanbul Ağzı" (İstanbul Türkçesi) diyoruz.

Şimdi anlatabildim mi; neden "yapcam, gitcem, görcem, bakcam" demeyin dediğimi? "Mükemmel" gibi asil bir sözcük varken "mük" diyerek dili budamayın; "günaydın" ile selamlamak dururken "güno" diyerek komik duruma düşmeyin dediğimi... Aslında tüm bunları söylerken sizin iletişiminizi ve toplumdaki itibarınızı önemsiyorum.

Üstelik konu bununla da bitmiyor. Bir yabancının Türkçe öğrendiğini hayal edin. Neye göre konuşacak? Yazılı hâli net olan sözcükleri hangi kuralla telaffuz edecek? Doğru konuşmayı öğrenmeniz, farklı uluslardan insanlarla da sağlıklı iletişim kurmanızı sağlamaz mı?

Diğer milletlerden insanlar Türkçeyi kurallarıyla öğrenmeye çalışırken, sizin kendi dilinizi bilmemeniz biraz ayıp değil mi? Toplumda gün geçtikçe artan dil tutulması, düşüncelerin de gücünü azaltıyor. Bu eksiklik, ifadenin zayıflamasına neden oluyor. Bundan yoksun bireyler, kendini anlatamadıklarında en ilkel tepkiye sarılıp öfkeleniyor. Konuşarak çözebileceklerimizi, konuşamadığımız için sürtüşerek gidermeye çalışıyoruz. Günümüzde son derece ekonomik çözümlerle ilk adımı atabilir, kendinizi bu konuda yetiştirmek için kaynak satın alabilir ya da eğitimlere katılabilirsiniz. Millî maçlardaki coşkumuzun birazını millî dilimize de gösterelim.

Şu kısa yazıyı fırsat bilip, öğrenelim. Lütfen. Bu konuda eğitim almak isterseniz, ankaradiksiyon.com ya da tolgabare.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Sevgiyle...

Kaynak eseri edinmek için

buraya dokunabilirsiniz.

 
 
 

Yorumlar


Kızılırmak Mah. Dumlupınar Caddesi Next Level A Blok Kat:T Söğütözü Ankara

03126661393

bottom of page